JavaScript is required
/
Çocukluktaki Sorunların İlişkilere Yansıması

İhtiyaçlarınıza uygun uzmanla eşleşin, hemen randevu ayarlayın.

25 Ağustos 2023

- İlişkiler

Çocukluktaki Sorunların İlişkilere Yansıması

Paylaş:
Heltia mobil uygulama görseli

Psikolog Elif Ertekin

Anne babanızdan neleri miras olarak aldınız? Ya da çeşitli nedenlerden ötürü anne ve/veya babanız tarafından büyütülemediyseniz onların yerine geçen kişilerden size miras olarak neler kaldı? Cevap sandığınız kadar basit olmayabilir.

Göz Ardı Edilen Bir Çocukluk Mirası

Romantik ilişkileri esas aldığı kitabında Prof. Dr. Ceylan Daş (2018), Anne Teachworth tarafından 1991 yılında ortaya koyulan “psikogenetik model” den söz eder. Modele göre, çocuklar bakım verenlerinin birbiriyle kurduğu ilişkisini gözlemler ve kendine miras olarak alır. Yani anne babasının ilişkisi çocuğun mirası olur. Çocuklar dünyayı gözlemleyerek anlamlandıran canlılar olduğundan “O daha çocuk, bir şey anlamaz” dediğinizden çok daha fazlasını anlıyor ve miras olarak ediniyor olabilir.

Psikogenetik modele göre; çocuklar ebeveynlerinin ilişkisinde sıkça gözlemlediği durumları içselleştirerek ileride kuracağı kendi ilişkilerinin temelini atar. Sürekli kavga eden, sorunlarını kavga ederek ele alan bir çiftin en yakın şahidi kendi çocuklarıdır. Dolayısıyla çocuk ilişkiyi “kavga etmek” temelleri üzerine inşa eder. Aksine birbiriyle iyi anlaşan, seslerin yükselmediği bir ilişkiye şahit olan bir çocuk ise ilişkiyi olumlu temalar üzerine inşa edecektir. Modelin öne sürdüğü sosyal öğrenme çok basit bir denklem üzerine oturmuş gibi görünüyor. Çocukluğunuzda şahit olduğunuz ilişki her nasılsa, yetişkinliğinizde ona uygun bir ilişki kurarsınız.

İlk bakışta bu modele hak vermiş ya da vermemiş olabilirsiniz. Ama biraz daha derine indiğimizde görüyoruz ki bizler duygularımızı ve bu duyguları nasıl ifade edeceğimizi bizi yetiştirenlerden öğreniyoruz. Büyüdüğümüz evde duyguların nasıl yaşandığı, ileride bizim duygularımızı nasıl yaşayacağımızı belirliyor. Romantik ilişkilerin temelinde de duygular olduğu gerçeğini yadsıyamayız. Dolayısıyla Teacworth’un ortaya koyduğu model derinlemesine bakışta oldukça anlamlı görünüyor.

Değişim Farkındalık ile Başlar

Bizi yetiştirenlerin kendi aralarındaki iletişimi değiştirebilmemiz mümkün görünmüyor. Dolayısıyla onların ilişki tarzını miras olarak alan bizlerin de mi kaderi aynı olacak? Elbette hayır!

Kontrolümüzde olan tek şey kendi hayatımız. İlişkilerinizde yaşanan sorunları çözebileceğinizin farkında olarak değişimi başlatabilirsiniz.

Ne Yapmalı?

İlişkinizde sık sık sorun olarak gündeme gelen bir şeyler varsa orada çözülmemiş bir şeyler var demektir.

  • Her şeyden önce bu sorunun nasıl oluştuğu ya da kimin oluşturduğundan çok “bunun partnerinizle birlikte ele alınması gereken bir konu” olduğunun farkında olmalısınız. Şu ana kadar tekrar tekrar gündeme gelmesi de konuyu doğru bir şekilde ele alamadığınızın bir göstergesi olabilir.
  • Belki kendinizi doğru ifade edemediniz, belki karşı tarafı yeterince dinleyemediniz, belki suçlama, yargılama ya da aşırı genelleme gibi çözüm getirmeyecek yöntemlere başvurdunuz.
  • Hangi yöntem olursa olsun işe yaramadığı belliyse, o zaman öncelikle bunun farkında olmak gerekli gibi görünüyor. Şimdiye kadar kurduğunuz iletişim yöntemi işe yaramamış, onu kullanmayın!

Çiftler arasında konuşulması gereken bir konu olması şartlar ne olursa olsun bunu hemen yapmayı gerektirmez.

  • Siz ve eşiniz birbirinizi dinlemeye ve kendinizi anlatmaya yeterince hazır olduğunuzda sorunlarınızı ele almanız, çoğu zaman tahmin ettiğinizden daha kısa sürede tartışmanın büyümeden halledilmesini sağlayacaktır. İki tarafta hazır olduğunda konuşun!

Bir konuyu eşinize iletirken, duygu ve düşüncelerinizi açıkça ifade ettiğinizde ve bunu yaparken “Sen beni üzüyorsun” şeklinde sen diliyle suçlama yapmadığınızda sonucun değişeceğinden emin olabilirsiniz.

  • “Böyle olduğunda üzülüyorum” suçlayıcılık barındırmayan bir ifade olabilir ve önceden deneyimlediğiniz pek çok olumsuz sonucun önüne geçebilir. Sen dili yerine ben dilini tercih edin!

Sizi ne kadar iyi tanırsa tanısın, kendinizi ifade ettiğiniz kadar sizi anlayabileceğini unutmayın.

  • Siz söylemeden isteklerinizi ya da istemediklerinizi anlaması mümkün değil. Dolayısıyla kendinizi ifade ederken net ve açık olmaya özen gösterin!

Özür dilemek sizi küçülten bir eylem değildir.

  • Karşı tarafın duygularına verdiğiniz değeri ifade eder. Davranışlarınız sebebiyle incinmiş eşinize “Bunda üzülecek ne var” demektense, “Buna üzüleceğini düşünememiştim, özür dilerim” demeyi deneyin. Sonuçta dünyanın hiçbir yerinde neye üzüleceğimiz ve neye sevineceğimiz hakkında kesin kurallar yok.
  • Herhangi bir davranışınızın karşı tarafı üzeceğini önceden bilememeniz halinde ne eşinizin üzülmesi ne de siz davranışınız sebebiyle suçlu olamazsınız. Özür dilemek haksız olduğunuz anlamına gelmez!

Son olarak harekete geçmek için çok geç olmadığını bilin.

  • “Benim eşim değişmez” diye düşünmek size sadece kendinizi çaresiz hissettirir. Değişmesi gereken siz veya o değilsiniz. Değişmesi gereken çocukluğunuzda edindiğimiz davranış kalıpları.
  • Tartıştığınız konular ve bu konuları ele alış yöntemleriniz çocukluğunuzda öğrendiğiniz davranış kalıpları tarafından şekilleniyor mu? Eğer öyleyse farkına vardınız ve değişimin ilk adımını attınız demektir.

Bu içeriği beğendiyseniz Psikolog Elif Ertekin'in bir diğer yazısı olan “Buzdağının Görünmeyen Kısmı: İnsan Zihnine Küçük Bir Bakış” yazısını da inceleyebilirsiniz.

Sayfa içeriği yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka bir uzmana başvurunuz.

Kaynaklar

Daş, C. (2018) Ezbere İlişkilere Ezber Bozan Çözümler, Altınordu Yayıncılık, Ankara

İhtiyaçlarınıza uygun uzmanla eşleşin, hemen randevu ayarlayın.