JavaScript is required
/
Haklı Olma Mücadelesi Vermek Bizi Nasıl Etkiliyor?

İhtiyaçlarınıza uygun uzmanla eşleşin, hemen randevu ayarlayın.

8 Ekim 2023

- İlişkiler

Haklı Olma Mücadelesi Vermek Bizi Nasıl Etkiliyor?

Paylaş:
Heltia mobil uygulama görseli

Klinik Psikolog İdil Salih

Haklı olmak, doğru yaptığını savunmak, bunlardan ödün vermemek için sonsuz bir gayret göstermek… Bunlar hepimize bir yerlerden tanıdık geliyor olabilir. Çünkü hepimizin bir noktada haklı olmak isteyen bir yanı var.

Haklı olmak kendimizi yeterli, değerli, hatta kimi zaman üstün hissetmemizi sağlayabiliyor. Haksız olmak ise yanlış tarafta olduğumuzu hissettirebiliyor. Haksız olduğumuzu fark ettiğimizde kendimizi yetersiz, değersiz ve adeta aşağılanmış ve suçlanmış gibi hissederken bulabiliyoruz. Bazılarımız için bu duygular o kadar ağır olabiliyor ki bunları yaşamaktansa kendimizi hatalı olabileceğimiz yanlarımıza kapatabiliyoruz.

İlişkilerimiz içinde ise hep haklı ve doğru olan olma mücadelesi verebiliyor, belki de çok daha önemli olan şeyleri görmekten kendimizi alıkoyabiliyoruz. Haklı olmanın peşine çok fazla düştüğümüzde ilişkilerimiz büyük ölçüde olumsuz etkileniyor.

Bazılarımız için Haklı Olmak İç Dünyamızda Neden Bu Kadar Önemli?

Haklı olduğumuzda olumlu duygularımızda artış yaşanıyor. Bu olumlu duygular arasında yeterli, değerli, üstün, başarılı, doğru ve tatmin olmuş ve takdir edilmiş hissetmek yer alıyor. Haklı olduğumuzda özür dilemesi gereken değil, özür dilenmesi gereken tarafta oluyoruz. Bu da bir nevi narsistik yanımızı besliyor. Her birimizin narsistik ihtiyaçları bulunabiliyor. Kendimizi yeterli, değerli ve başarılı hissetmek bunlardan bazıları. Öte yandan bu ihtiyaçlarımız erken çocukluk dönemimizde yeteri kadar karşılanmadığında, aksine eleştirilerle ve aşağılanmalarla karşılaştığımızda narsistik kırılganlık geliştirebiliyoruz. Bu da bizi hem kırılgan bir noktaya hem de büyüklenmeci davranışlara itebiliyor.

Kırılgan bir narsisizme sahip olduğumuzda haksız olduğumuz veya hata yaptığımız en ufak bir konuya karşı bile hassasiyet gösterebiliyoruz. Çünkü belki nispeten küçük denebilecek olaylar, içimizde yoğun bir kırılganlık oluşturuyor. Bize yine başarısız ve yetersiz olduğumuzu, beğenilmediğimizi söylüyor. Çocukluk dönemimizdeki ilk ilişkilerde yaşadığımız o acıları adeta tekrar tekrar yaşamamıza neden olabiliyor.

Hal böyle olunca ise  haklı olmak gerçekten iç dünyamızda önemli bir yer tutuyor, bize ağır gelecek duygulardan bizi koruyan bir mekanizma halini alabiliyor. Hatta öyle ki sanki hayatta bir yerimiz olmasının, var olduğumuzu hissetmenin bir yolu olabiliyor. Ancak bu mekanizma ne yazık ki işlevsel olmuyor. Haklı olmak uğruna bizi besleyecek ilişkilerden kendimizi mahrum bırakabiliyoruz, adeta kendi yolumuza kendimiz taş koyabiliyoruz.

Haklı Olamadığımızda Neler Oluyor?

Hiçbirimiz hata yapmayı, haksız olmayı veya yanlış yapmayı sevmeyiz. Ancak bunlar hayatın kaçınılmaz parçaları. Çocukluk dönemimizde eleştirilerle, aşağılanmalarla, görmezden gelmelerle, kıyaslanmalarla ne kadar karşılaştıysak narsistik bir yapılanma oluşturma olasılığımız o kadar artıyor. Bu yanımız iç dünyamızda ne kadar ağır basıyorsa haksız olmaya ve hata yapabilmeye olan toleransımız o kadar azalıyor. Haksız olduğumuz her an utanç dolu, suçlu, boş, yetersiz, değersiz, yenilmiş, ezilmiş ve aşağılanmış hissedebiliyoruz.

Haklı Olmak Uğruna İlişkilerimizde Neleri Kaçırıyoruz?

Hep haklı olmaya çalışmak;

  • Karşı tarafa kendisini anlaşılmamış hissettirebiliyor,
  • Karşı tarafın bize iletmek istediği mesajı görmemizi engelleyebiliyor,
  • Karşı tarafı kendisini savunmaya geçmeye itebiliyor,
  • Tüm ilişkilerimizin bir güç savaşına dönüşmesine neden olabiliyor.

Tüm bu etkilere baktığımızda içine girdiğimiz bu amansız çabanın ilişkilerde bizi mutsuzluğa iten temel dinamik haline geldiğini söyleyebiliyoruz. Oysaki çoğu zaman mesele haklı ya da haksız olmaktan çok daha derin. Tartışmalara ya da anlaşmazlıklara baktığımızda bunları çözülemez hale getiren şeyin güç savaşı olduğunu görebiliyoruz. Ne zaman haklı olma çabasını bir kenara koyabilirsek karşı tarafın ihtiyaçlarını gidermeye de o zaman açık hale gelebiliyoruz. Onu duyabilmemiz için, ona bir adım daha yaklaşabilmemiz, ihtiyaçlarına kulak verebilmemiz ve kendi ihtiyaçlarımızı onun da anlamasını sağlayabilmemiz için içimizdeki haklı olan statüsünü kaybetmemek için savaşmamızı söyleyen sesi kısabilmemiz gerekiyor.

Bazı durumlarda haklı olduğumuzu diretmek ilişki içinde kendi doğrularımızı karşı tarafa dayatmak anlamına da gelebiliyor. Bu durumda karşı taraf kendi doğrularının da kabul görmesi için çabalamaya, kendini anlatmaya çalışabiliyor. Bunlara kulak asmadan kendimizi savunmak ise iletişim kopukluklarını, karşılanmayan duygusal ihtiyaçları ve reddedilmiş hissetmeyi beraberinde getiriyor. Haklı olma çabası kendi içinde bir döngü oluşturabiliyor: Bir anlaşmazlık doğuyor, kendi haklılığımızı ve doğruluğumuzu göstermek istiyoruz, ancak benzerini karşı taraf da istiyor, iki taraf da kendisini savunmak isterken kimse birbirini anlamamış oluyor. Bu da bizi mutlu ve huzurlu bir ilişkiden alıkoyuyor.

Nasıl Bir Evde Büyümek Bu Dinamiğe Katkı Sağlıyor?

Genellikle haklı olma mücadelesini yoğun bir şekilde yaşayan kişilere baktığımızda büyüdükleri evin içinde;

  • Görülmemiş ve duyulmamış hissettiklerini,
  • Suçlandıklarını, aşağılandıklarını ve görmezden gelindiklerini düşündüklerini,
  • Kardeşleriyle ya da arkadaş/kuzen/komşu çocukları ile kıyaslandıklarını,
  • Güçsüz hissettiklerini,
  • İhtiyaçlarını gideren ve güven veren kaynaklardan mahrum kaldıklarını,
  • Kabul görmediklerini hissettiklerini görebiliyoruz.

Bu kişilerin ebeveynlerine baktığımızda ise;

  • Çocuklarını narsistik uzantıları gibi deneyimleyebildiklerini,
  • Çocuklarının hatalarına ve eksikliklerine tolerans göstermekte zorlanabildiklerini,
  • Çocuklarına sevgi, ilgi vermekte, yeterliliklerini onaylamakta başarısız olabildiklerini,
  • Çocuklarını proje çocuk olarak yetiştirebildiklerini,
  • Çocuklarının duygusal ihtiyaçlarını giderme noktasında geride kaldıklarını, bunları ihmal edebildiklerini,
  • Çocuklarına karşı katı bir tutumda olduklarını, kendi kurallarına ve doğrularına göre yaşamalarını bekleyebildiklerini,
  • Aşağılayıcı ve eleştirel bir tutuma sahip olabildiklerini görebiliyoruz.

İlk ilişkilerimiz gözümüzde bir filtre oluşturarak hem kendimizi hem de bir ötekini nasıl gördüğümüzü etkileyebiliyor. İlk ilişkilerimiz daha fazla aşağılanma, değer görmeme ve ihmal edilme gibi renklerle boyandığında diğer ilişkilerden de bunu göreceğimizi düşünüyoruz.

Haklı olmak ise ilişkilerde bunu deneyimlemeye karşı verdiğimiz bir mücadele halini alabiliyor. Karşı tarafın haklı olduğunu kabul etmek; değersizliğe ve aşağılanmaya dair hislerimizi aktif hale getirebiliyor ve karşı tarafı adeta ebeveynimizmişçesine bizi ihmal eden, anlamayan ve aşağılayan birisi gibi deneyimlememize yol açabiliyor. Belki de fark etmemiz gereken şey haklı olma çabası üzerinden ilişkimizi bu renklere boyayan kişinin bir nebze de kendimiz olduğu olabiliyor.

Değişim Mümkün mü?

Haklı olma isteğine baktığımızda arka planında değerli ve yeterli hissetme arzusu olduğunu görebiliyoruz. Ancak bu arzuyu gidermenin yolu bu dinamikten geçtiğinde kendimizi tatmin olmamış hissediyoruz. Çünkü bu arzumuzu gidermenin yolu asıl mutlu ve huzurlu ilişkilerden geçiyor. Bunun için ihtiyaçlarımızı açık bir şekilde dile getirmek, orta yolu bulmanın bizi değersiz kılmadığını içsel olarak kabul edebilmek, değerli hissedebilmenin farklı yollarını keşfetmek, bir ötekinin her zaman ebeveynimiz gibi olmayabileceğini bilinçli olarak fark etmek ve bu sayede çocukluk deneyimlerimizin gölgesinin tüm ilişkilerimizin üzerine sinmesinin önüne geçmek gerekiyor. Bu da elbette kendi içsel yolculuğumuzla mümkün duruyor.

Bu yazımızı beğendiyseniz, “Kurban Psikolojisi Nedir, İlişkileri Nasıl Etkiler?” ve "Neofobi Nedir, Neden Olur?" içeriklerimize de göz atabilirsiniz.

Sayfa içeriği yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka bir uzmana başvurunuz.

İhtiyaçlarınıza uygun uzmanla eşleşin, hemen randevu ayarlayın.