JavaScript is required
/
Neden Onaylanmak İsteriz?

İhtiyaçlarınıza uygun uzmanla eşleşin, hemen randevu ayarlayın.

16 Kasım 2023

- Genel Bilgiler

Neden Onaylanmak İsteriz?

Paylaş:
undefined mobil uygulama görseli

Klinik Psikolog İdil Salih

Her birimizin içinde farklı yoğunlukta da olsa onaylanmaya dair bir ihtiyaç bulunuyor. Bir işe girdiğimizde, bir okula başladığımızda, hatta bir partner seçtiğimizde çevremizdeki kişilerin de “Doğru yoldasın!” dediğini duymak isteyebiliyoruz. Bunu duyamadığımızda ise kendimizi hata veya yanlış yapıyormuş gibi hissedebiliyoruz.

Onaylanmaya duyduğumuz ihtiyaç fazla olduğunda hayatımızı başkalarının yönlendirmesine açık hale getirebiliyoruz. Çünkü hiçbir zaman seçtiğimiz her yolun onay, takdir veya destek görmesi mümkün olmuyor. Bu yaşanmadığında ise kendi arzularımızı geri plana atarak çevrenin onayladığını halihazırda bildiğimiz bir yolu kendimize bir yaşam olarak kurabiliyoruz. Ancak elbette ki bunun bize birçok yaptırımı olabiliyor. Kendi isteklerimizi sahiplenememek hayattan aldığımız tatmini büyük oranda düşürüyor ve bize ait olmadığını hissettiğimiz bir yaşamın içinde sıkışmamıza neden olabiliyor.

Onaylanma İhtiyacı Neden Bazılarımızda Daha Fazla?

Onaylanmak aslında bir yandan da kabul görmek anlamına geliyor. Onaylandığımızda kim olduğumuzun veya yaptığımız şeyin kabul gördüğünü hissediyoruz. Hepimizin kabul görmeye ihtiyacı var ancak genellikle kabul görmediğini hisseden kişilerin bu ihtiyacı yaşamlarında daha büyük bir yer kaplamaya başlayabiliyor. Bu noktada büyüdüğümüz evin etkisi kaçınılmaz oluyor.

Onaylanma ihtiyacı fazla olan kişilerin genellikle büyüdükleri evin içinde farklılıkları ile kabul görmediğini hissettiğini biliyoruz. Farklı bir hobiye ya da akademik alana yönelmeye karar verdiğimizde olumsuz tepkilerle karşılaşmak reddedildiğimizi hissetmemize neden olabiliyor. Bu tepkiler bazen açık ve netken bazen belli belirsiz fark ettiğimiz imalar ya da bakışlardan oluşabiliyor. Açık ve net tepkiler sözel bir şekilde ebeveynlerimizin bunu kabul etmediğini, asla onaylamadıklarını ifade ettikleri cümleler olabiliyor. Hatta yine de bu yolu seçtiğimiz takdirde sonuçlarına yalnız katlanmamız gerektiğini ifade edebiliyor ya da hissettirebiliyorlar.

Desteksiz kalacağımızı hissetmek ise bizi yolumuzdan döndürebilecek kadar güçsüz hissetmemize neden olabiliyor. Belli belirsiz tepkilere baktığımızda ise açıkça söylenen bir şey olmasa da bakışlarla, jest ve mimiklerle iletilen bir onaylamama hali olduğunu görebiliyoruz. Kendi isteklerimiz doğrultusunda hareket ettiğimizde babamızın gözlerini devirdiğini ya da annemizin odasına çekilip bizimle adeta arasına duvar ördüğünü hissedebiliyoruz. Bu durum da yine kendimizi yalnız ve desteksiz hissetmemize, reddedildiğimizi deneyimlememize neden olabiliyor.

Bu gibi deneyimler bize başkaları ile aynı veya benzer bir yolu sahiplenmediğimizde adeta dışarda kalan olacağımızı öğretebiliyor. Dışarda kalma hali ise güçsüzlük, sahipsizlik, değersizlik, yalnızlık, yetersizlik gibi katlanılması güç olan duyguları beraberinde getirebiliyor. Bu duygularla baş etmeye çalışmaktansa kendi isteklerimizi geri plana atmak, onay almadığımız işlere kalkışmamak çok daha rahat gelebiliyor. Ancak bu anlık rahatlama bizi mutlu bir hayata taşıyamıyor.

Oysaki farklılıklarımızla birlikte kabul gördüğümüz bir evin içinde kendi yolumuzu çizmemiz çok daha kolay oluyor. Çünkü kendi isteklerimizi sahipleniyor olmanın yıkıcı bir etkisi olacağını düşünmüyoruz. Hangi yolu seçersek seçelim birilerinin destek için yanımızda olacağını biliyoruz. Bunu içselleştirdiğimizde kendi tercihlerimizin sonuçları da o kadar korkutucu gelmemeye başlıyor. Düşsek de kalksak da tercihlerimizin sonuçları hayal ettiğimiz gibi olmasa da bir şekilde aldığımız destekle birlikte ayağa kalkabileceğimizi biliyoruz.

Onay Alma İhtiyacı İlişkilerimizi Nasıl Etkiliyor?

Onay alma ihtiyacımız fazla olduğunda doğal olarak karşımızdaki kişinin bizi onaylayıp onaylamadığına da fazlasıyla dikkat ediyoruz. Sıklıkla karşı tarafın bizi onayladığına dair telkinlerde bulunmasını bekliyoruz. Aldığımız kararın ya da yaptığımız davranışın kabul görüp görmediğini anlamaya çalışabiliyoruz. Bu da bizi kırılgan bir noktaya çekebiliyor. En ufak bir onay alamama halinde arkadaşlarımızla ya da partnerimizle büyük çatışmalar yaşayabiliyoruz. Israrlı telkin edilme taleplerimiz ise karşı tarafın bunalmış hissetmesine neden olabiliyor.

Onay alma ihtiyacının fazla olması sebebiyle karar almakta büyük zorluklar yaşayabiliyoruz. Çoğu zaman kararı karşımızdaki insana da bırakabiliyoruz. Ancak neticesinde bu karar bizi tatmin etmediğinde ise karşımızdaki kişiye istemsiz bir öfke ile karşılık verebiliyoruz. Oysaki o öfkenin asıl öznesi karşımızdaki değil, kararımızın veya isteğimizin arkasında duramayan kendimiziz. Ancak bunu fark etmek veya gerçekleştirmek daha zor olduğu için öfkeyi karşımızdakine yönelterek tartışmaların alevlenmesine neden olabiliyoruz.

Çoğu zaman da kendi isteklerimizi sahiplenmediğimiz için ilişkinin içinde görülmediğimizi hissederken de bulabiliyoruz kendimizi. Hep karşı tarafın istediklerini yaptığımızı, bu yüzden de önemsenmediğimizi düşünebiliyoruz. Bu da ilişkiden aldığımız tatmini büyük oranda azaltıyor. Oysaki kendimizi karşı tarafın yönlendirmesine bırakan ve neticesinde önemsiz hissetmemizin temellerini atan da kendimiziz. Kendi isteklerimizin ve kararlarımızın kabul görmeyeceğini düşündüğümüzde bunları açıkça dile getirmek de elbette ki zor oluyor. Bu sebeple bunları karşımızdaki kişiden saklamayı seçebiliyoruz. Ancak böyle yaptığımızda içtenlikten ve samimiyetten yoksun ilişkilerin içine girebiliyoruz.

Bazen de isteklerimiz ve tercihlerimiz için yargılanacağımıza dair bir inancımız oluyor. Bu inanç nasıl ilişkilerin içinde kalmayı seçeceğimizi de etkileyebiliyor. Örneğin, büyüdüğü evde kabul gördüğünü hisseden ve zihninde kendisi olabildiği için yargılanacağına dair bir korku olmayan birisi bunu hissettiği yerden çıkabiliyor. Çünkü kendisinin değil ancak yargılanmanın kabul edilemez olduğunu biliyor. Dolayısıyla daha kabul edici ve şefkatli partner seçimleri yapabiliyor. Öte yandan kabul görmeyeceği inancı ile büyüyen birisi bu tutumu partnerinden gördüğünde de sineye çekmeye daha meyilli olabiliyor. Çünkü zaten ilişkilerin böyle olduğunu düşünebiliyor ve içsel inanç sisteminin onaylanmasına neden olan ilişkilere yelken açabiliyor. Daha yargılayıcı ve reddedici tutumlara sahip partnerler seçerek büyüdüğü evin kaderi olduğunu hissedebiliyor.

Onaylanma İhtiyacı Terapide Nasıl Ortaya Çıkıyor?

Onay alma ihtiyacımız fazla olduğunda bu durum kendisini terapide de ortaya çıkarabiliyor. Çünkü en nihayetinde terapi de ilişkisel bir temele dayanıyor. Diğer kişilerle nasıl ilişkiler deneyimliyorsak, nasıl hislere kapılıyorsak terapi odasında da bunları canlandırabiliyoruz. Terapistimizin de bizi onaylamasını isteyebiliyoruz. Kimi zaman onun beğeneceğini düşündüğümüz konuları terapiye taşıyabiliyoruz ya da bakışlarından, mimiklerinden veya konuşma tarzından yargılandığımız ve beğenilmediğimiz sonucuna varabiliyoruz. Halihazırda yargılanacağını düşündüğümüz fikirlerimizi ve düşüncelerimizi dile getirdiğimiz bu ortamda terapistimiz de bizi diğerleri gibi onaylamadığını hissetmemiz kaçınılmaz olabiliyor.

Terapistimizle de böyle bir çıkmaza girdiğimizde yaşadığımız bu zorlukta kendimizin de payının olduğunu fark edebilme imkanı bulabiliyoruz. Çünkü nereye gidersek gidelim bu his peşimizi bırakmıyorsa belki de onu taşıyan kişi kendimizizdir. Bu sebeple bu duygulara terapide kapıldığımızda çekip gitmek yerine terapistimiz ile paylaşıp birlikte üstesinden gelmeye ve anlamlandırmaya çalışmamız değişim için çok daha yapıcı bir adım olacaktır.

Onay Alma İhtiyacını Nasıl Azaltabiliriz?

Onay alma ihtiyacını azaltıp kendi isteklerimizin peşinden gitmeye başlamak için ilk olarak bu ihtiyacımızın ardında yatan sebeplere ve anlamlara bakmamız gerekiyor. Çünkü kendi anlamlarımızı bulmadıkça başvurduğumuz yollar sonuçsuz kalabiliyor. Onaylanmadığımızı hissettiğimizde ortaya çıkan reddedilme, kabul görmeme, değersizlik gibi hisleri yaşayabilmenin, bunların hayatımızın içinde bir alan bulabilmelerinin yolunu bulmamız gerekiyor. Aksi halde bunları yaşamamak için kendimize işlevsiz başka birçok yöntem geliştirmemiz de kaçınılmaz oluyor. Bu duygular herkesin belli yoğunluklarda yaşadığı ve çok normal olan duygular.

Kendimize bunları yaşamamaktansa yaşamanın ve bu sayede bu duyguları sindirmenin çok daha işlevsel olacağını hatırlatabiliriz. Bunlara ek olarak yargılamalara maruz kalmayı normalleştirmediğimiz, şefkatli ilişkiler kurmak da onay alma ihtiyacımızın azalmasına yardımcı olabiliyor. Çünkü bir kere bile farklılıklarımızla kabul gördüğümüzü hissetmek farklı ilişkilerin mümkün olduğunu görebilmemizi sağlıyor. Sonuç olarak, kendi anlamlarımızı bularak ve kabul gördüğümüz ilişkiler inşa ederek içimizdeki çiçekleri sulayabilir, yeşerdiğimiz bir hayat sürebiliriz.

Bu yazımızı beğendiyseniz, “İşyerinde Narsisist Yönetici ile Nasıl Başa Çıkılır?” ve “Şema Terapi Gözünden Flört Şiddeti” içeriklerimize de göz atabilirsiniz.

Online terapiye başlamak için Heltia uygulamasını indirebilirsiniz.

Sayfa içeriği yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka bir uzmana başvurunuz.

İhtiyaçlarınıza uygun uzmanla eşleşin, hemen randevu ayarlayın.